6 years ago
Wednesday, November 28, 2007
Yine "uzun zaman oldu yazmayalı" diyerek başlayacaktım cümleye. Zaten gördüğünüz üzere öyle oldu. Ama böyle uzun zamanlar bloguma elimi sürmeyince aklımdan geçen tek giriş cümlesi "uzun zaman oldu yazmayalı" oluyor. Böylece uzun zamanın bahanesi ile gelişme ve sonuç bölümleri de kendiliğinden uzayabiliyor. İlahi adalet. Biraz önce parmağımı pencereye sıkıştırdım ve baş parmağımın arka tarafında (ki şekil olarak en sevmediğim parmak kısmıdır) uzun ve tombul bir siyahlık var. Mor mu yoksa siyah mı diye uzun süre inceledim kendisini ve siyah olduguna karar verdim. Şekil olarak solucana benziyor. Derimin altında yaşamaya karar vermiş bebek solucanın üstünü yara bandıyla kapattım. Artık bir yere kaçamaz. Sıkıcı ofis hayatında kendini eğlendirme çabaları bunlar... Ofis hayatından her zaman nefret etmişimdir oysa ki. En çok da sıkıcı ve sessiz olanlarından. Bir türlü çıkamayan dergi halk arasında efsaneleşmeye başlıyor yavaş yavaş. Her efsane gibi bunun da gerçekliğine inanmıyor kitleler. Efsaneyi yayan dört kişiden biri olan ben de inanmıyorum artık. Yine de güzeldir işte birşeylere inanıyormuş gibi rol yapmak. Bu kadar. Hangi bölüm gelişme, hangi bölüm sonuçsa artık...
Subscribe to:
Posts (Atom)
