Uzun zamandır izlemek istediğim Coen Brothers harikası "No Country For Old Men " izlenildi. Şu ana kadar izlediğim bütün Coen filmlerinden çok daha farklı bir film. Genelde şiddet barındıran sahnelerde bile inceden espirileri dayatan filmlerine nazaran bu filmde yüzümde en ufak bir tebessüm belirmedi. Son derece ciddi, şiddet dolu ve bazen rahatsız edici bir film. Film 3 ana karakter üzerinde dönüyor. Bu üç karakterin hepsi birbirleriyle bağlantılı ama hiçbir sahnede biraraya gelmiyorlar. Filmin en çok etkilendiğim kısmı bu oldu sanırım. İzlerken buna dikkat edin. İlginç...
"Durmadan akıp giden günlük dünyanın gerçekliğine ve kalıcılığına inanmak budalalıktır." Bir de böyle bir kitaba sardım. Tom Robbins'den Parfümün Dansı. Bir zamanlar herkesin elinde dolaşan popüler bir kitaptı. Okumam için popülerliğinin geçmesi lazımdı. (Mesela seneye de Da Vinci Şifresini okumayı düşünüyorum.) Herneyse son zamanlarda üzerinde çokça düşündüğüm bir konunun bu kitapla karşıma çıkması beni pek sevindirdi. Buyrunuz yukarıda belirttim. (meraklıları için sayfa 103) Bu konunun iyice ele alındığı uzun bir paragrafı ise sayfa 109 ve 110 da bulabilirsiniz...
Koyu bir Beatles hayranı olmama rağmen bu filmi izlemek için 3 günümü ayırmam gerekti. 1968 yapımı Yellow Submarine'i baştan sona ara vermeden izleyebilen bir allahın kulu varsa ona hemen bir plaket verebilirim. Yani herşey çok güzel ama eğer karşınızda psychedelic bir çizgi film varsa ayık kafalı olmanız farketmiyor, anında lsd semptonlarını göstermeye başlıyorsunuz. Yine de Beatles'ı çok seviyoruz ve bize büyük mutluluk veriyor, ve hepimiz sarı bir denizaltında yaşıyoruz. Bakınız semptonlar bir türlü bitmiyor.Old Fred: Oh! Frankenstein!
Ringo: Yeah, I used to go out with his sister.
Old Fred: His sister?
Ringo: Yeah, Phyllis.

John: Break the glass.
George: We can't!
Paul: It's Beatle-proof.
John: Nothing is Beatle-proof!

















