Monday, June 16, 2008

çok sıkılıyorum. çoook. 1 saat 10 dakika sonra sıkıntım ufacık azalıcak. Sonra ertesi gün tekrar bıraktığım yerden beynimi kemirmeye devam edicek...

artık sıkılmamak için harekete geçmem lazım. çok az kaldı hissediyorum. çünkü artık yaratmıyorum, karşılığını almıyorum, görmüyorum, dokunamıyorum, heyecanlanmıyorum, özlemiyorum... sonunu bildiğin bir filmi en baştan ve en baştan izlemek gibi. yenisine başlamanın zamanı geldi

Thursday, June 05, 2008

işte geldim burdayım...

çizgi filmlerdeki gibi gözlerimi mandallarla kaşlarıma tutturmak istiyorum. uyumamı engelleyecek tek şey bu sanırım. Sabahtan beri 1 çamur kıvamı koyu nescafe, 1 orta şekerli türk kahvesi ve 3 çay içtim işe yaramıyorlar. Bacaklarıma doğru inen bir selülit tabakasından başka hiçbir belirti yok... Hergünün aynı geçmesi ne büyük haksızlık. Sabahları gördüğüm değişik bir yüzden başka şey yok ilgimi çekecek. bu bile tek başına çok acıklı bir durum. Hissediyorum. bir gün öyle büyük bir değişiklik yapacağım ki kulaktan kulağa dolaşacak ünüm.
"Duydun mu Bengü ne yapmış?"
"Bengü? hani şu müthiş değişiklik yapan kız mı?"
....
Bu sorular etrafta o kadar çok dolaşacak ki bir süre sonra değişiklik eşittir bengü olacak. Denize bakarken, gözlerini gökyüzüne dikmişken iç çekip şöyle söyleyen insanlar göreceksiniz:

"Offf kocaman bir bengülük yapmaya ihtiyacım var."

Tabii sıkılan kalplerin gönül ablası olmadan önce sadakat, rahatlık, tembellik ve kararsızlık gibi özellikleri çok çok çok uzaklara atmam gerekir. Bunun için de zaman gerekir. Ama zaman geçer ve geçer ve geçer. Değişiklik zamanı sevmediği gibi zaman da onu sevmez. Ben de zamanı sevmem...

Ne güzel demiş Jeff Ament Singles'ta kollarını iki yana açarak;

"While we're young..."