Friday, December 17, 2010

Yazı yazmak için çok güzel kalemlere ihtiyacım var sanırım. Dış görünüşünün sıkıcılığına rağmen kendinden beklenmeyecek kadar güzel ve kolay yazan bir kalem buldum bugün ve eve gidip sayfalar dolusu yazmak için sabırsızlanır oldum.
Dün bilgisayar başında geçirilen iki saatin tek getirisi 1.5 sayfa yazı oldu. Zorluyorum olmuyor, neden olmuyor, canım sıkılıyor. Aptal portakal, gerzek dedektif çocuk... Tek kurtuluşum bu kalem artık.

Thursday, December 16, 2010

Ben bu aralar çokça Sprinsteen dinliyorum. Sonra Beatles, Jack Johnson, Creedence Clearwater Revival, Rush, Fleetwood Mac... Bir de son üç gündür spor yapıyorum, hatta koşuyorum bile ne ilginç... Hareket esnasında bolca Iron Maiden ve Black Sabbath alıyorum bünyeye. Düşünüyorum da güzel müzik dinlemeden yaşayan insanlar nasıl beceriyorlar günlerini ardarda geçirmeyi. Hiç müzik dinlemeyen insanlar bile var, çok acayip... Bizim evde hiç müzik çalmaz mesela. Annemin en sevdiği şarkı nedir bilmem bile... Sanki yıllardır müzik dinlemiyor gibi. Babam bir nebze daha iyi bu konuda. Beatles sever, Sting sever, yollarda Gipsy Kings dinler. Sever ama evde hiç çalmaz bu gruplar. Televizyon sesinin yankılandığı bir ev ne fena... En azından geleceğimde bu tabloyu görmediğim için mutluyum.

Anlayamadığım insanlar kitlesi işte budur ve hatta daha fazlası. Müzik ve film kültürleri pek olmayan, kitap okumayan, sürekli televizyon izleyen, dışarıdaki dünyayı merak etmeyen ve hep mutsuz ilişkilerini anlatan ve körükörüne inanan... Bence dünya üzerinde bunların tam tersini oluşturan güzel insanlara özel bir şehir olmalı.

Friday, December 03, 2010

The Clientele - Bonfires On The Heath



Son 2-3 senedir bana garip bir şekilde çok iyi gelen, şarkı sözleriyle içime işleyen, en huzursuz zamanlarda bile huzur veren güzel grubum The Clientele talihsiz bir şekilde o kadar gün varken yarın burada. Onları canlı olarak göremeyeceğimi düşündükçe kalbim acıyor. Ama sonra tekrar birkaç şarkı dinliyorum ve tekrar huzur veriyor.