Saturday, February 28, 2009

nick and norah's infinite playlist

Son zamanlarda izlediğim en başarılı ve etkileyici filmlerden biri. Süper replikleriyle hayran bırakan, müzik, aşk ve heyecan dolu bu gençlik filminin süper ötesi müziklerinin sample'larını dinlemek için şuna tıklayın...
http://www.amazon.com/Nick-Norahs-Infinite-Playlist-Soundtrack/dp/B001E4437C

Friday, February 27, 2009

the boat that rocked


Hayatımın filmlerinden biri olacağına inandığım "the boat that rocked" yazın vizyona giriyor. Heyecanlar içerisindeyim...
http://www.imdb.com/title/tt1131729/

paralel kankalar

Paralel bir dünyada herşey farklıdır, arkadaşların bile. Ve paralel dünyada herkes seninle eşit olabilir. Tanımasan bile bazı insanlara karşı o kadar yakın hissedersin ki kendini, paralel yaşamında bu insanlarla bir bağlantın olduğuna inanırsın.
Bu düşünceyle kafayı fazlasıyla bozduğum bugün, oturdum ve paralel yaşamımdaki ruheşi kankalarımın listesini çıkardım.
Liste aslında çok uzun ama burası için 4'e indirdim.

1- Steve Bushemi
Entellektüel muhabbete hasret kaldığım zamanlarda Bushemi'yle buluşur uzun konuşmalar yaşardık. Sürekli kahve içer, tütün sarar, sinemadan, kitaplardan,
aşktan, doğadan, felsefeden fln bahsederdik...



2- Martin Starr
Tarz barlara gider, sürekli bira içer, 24 saat uyumadan playstation oynar ve uzaylılar tarafından kaçırılma gibi senaryolar üzerine saatlerce geyik yapardık.





3.Larry David
Biraraya gelip önemli önemsiz herşeye söylenir, günlük hayatın ve insanların karmaşasında gülünecek şeyler bulurduk. Rahatsızlık işte..




4- Chewbaca:
Sanırım gerçek dostluk yanında sessiz kalsan bile rahat olduğun ve konuşmak zorunda olmadığın zamanlardır. Chewbaca ile bunu yaşardık. Güneşin batışını hiç ama hiç konuşmadan izleyebilirdik mesela ve yine de yalnız hissetmezdik.

Jorn

Evet... bugün sakiniz ama pek de sakin olamayan bir grupla karşınızdayız...

Dün itibariyle keşfettiğim Yorn, David Coverdale ve Yngwie Malmsteen'e olan hayranlığını çokça belli eden ama özentiliğe de kaçmayan eski W.A.S.P üyesi Yorn Lande'nin grubu. Büyük bir ego sorunu çektiği gruba kendi ismini vermesinden belli olsa da sevdik.
Bkz: Tipten Malmsteen, sesten de Coverdale'e olan müthiş benzerliği farkedilmeyecek gibi değil.

Her iki ilahı da seviyorsanız, Jorn tam size göre... Bir de tutkulu, heyecanlı ve gaza getiren rock şarkılarını...

Thursday, February 26, 2009

backstreets back alright

Efendim bazılarınız bilir, hayatta en nefret ettiğim şeylerden biri rüya ve fıkra anlatımlarıdır.
Etrafımda rüyalarını anlatan o kadar çok arkadaşım var ki, onlara olan süper sevgimi bu rüyaları dinlemem bile kanıtlıyor aslında. Düşünsenize her gece herkes bir rüya görse; evde, işte, barlarda, her sosyal ortamda biri bir rüyasını anlatsa hayat ne kadar çekilmez olur. Yok biri ölmüş birini görür (bir de ruhunun geldiğini iddia eder), yok kuş görür, yok sevgilisini görür... Böyle melül melül dinlersin suratına da yapmacık bir tebessüm yapıştırarak...Bir de rüyalarının gerçekleştiğini öne süren insanlara "hadi leen ordan" dememek için girdiğin onca şebeklik... Çekilmez şey...
Hele fıkralar... Dinlermiş gibi yapma ve akabinde ayıp olmasın diye gülme zorunluluğu... Buraya yazınca bile afakanlar basıyor.


Herneyse rüya ve fıkralara olan nefretimin bir level altı da komik olduğu öne sürülen şapşal hayvan ve sevimli bebek videolarıdır.
Bütün bu dört şey insalığa olan nefretimi körükler, betim benzim atar, yeşile dönerim, Hulk olurum.
Yalnız bugün bir istisna yapıyorum. Utanarak da olsa ilk ve son olmak üzere bloguma bu Akıllı Tv ayarı video'yu koyuyorum.
Boyband danslarıma ara verdiğim onca senenin hatrına kendimi aşmam gerekiyor değil mi?

İzleyiniz ve bu rahatsız yaratığa siz de aşık olunuz... Ben istiyorum ki bizim evde de böyle bir papağan olsun. Sabah akşam karşılıklı oynayalım, boy band dansları yapalım, havamızı bulalım...

Tuesday, February 24, 2009

Tales of Mystery and Madness

Şimdilerde klasikleri çizgi romana dönüştürmek pek popüler. Ya da hep öyleydi de ben yeni öğrendim.
Bugün itibariyle elime Edgar Allan Poe'nun Tales of Mystery and Madness'ı geçti.
Gris Grimly tarafından çizilen kitabın sayfalarını çevirince çocuksu bir psikopatlık içinize işliyor adeta.

En yakın zamanda mumlarınızı yakıp Poe ayinlerine başlamak istiyorsunuz.
Kitabın içinde
The Black Cat, The Masque Of The Red Death (favorim budur), Hog-Frog ve The Fall of the House of Usher bulunuyor.




Bir de Marvel Comics'ten çıkan Picture of Dorian Gray var ki altın değerinde... Biz de basılmıyor bunlar maalesef. Yurtdışına çıkıldığında alışveriş listesinin en tepesine eklenmeli...
Marvel'den çıkan diğer güzide eserler için: http://www.marvel.com/

Monday, February 16, 2009

josh pyke

"We should be living like we lived that summer,
I wanna live like we live in the summer"

Şımarık bir çocuk edasıyla bu sözleri defalarca tekrarlayıp, bütün kalbinizle gerçek olmasını dilediğiniz zamanlar için

http://www.myspace.com/joshpyke

Friday, February 13, 2009

Prince Bonnie Billy

Bu Nietzche kılıklı rahatsız adam size kalın kitaplar okumanız için, yazı yazmanız için, hüzünlü aşktan korkmamanız için, yalnız başınıza yürüyüşler yapıp yalnız hissetmemeniz için cesaret veriyor. I See a Darkness albümü kış bitmeden dinlenilmeli...
http://www.myspace.com/princebonniebilly

Naaptın Sean Penn?


Evet böyle Kelebek ekine yakışır magazinel bir flaş flaş flaş başlığıyla dikkatleri üzerime çektikten sonra, fotoğrafın tamamen Milk filmine özel oldugunu ama rol icabı olsa da Sean Penn'i başka erkeklerle kırıştırırken görmenin genç kızlık hayallerimi suya düşürdüğünü belirtmek isterim.
San Francisco'da eşcinsel haklarının savunucusu Harvey Milk'in hayatını anlatan Milk'i gerçekten beğendim. Her ne kadar yakıştıramasam da Sean Penn'in karaktere kattığı derinlik olağanüstü... Hatta filmin sonunda gözlerim dolu dolu anneler gibi "helal be adama" dediğimi farkettim, kendimden utandım.
Yalnız yönetmen Gus Van Sant yine yapmış etmiş "Madem popüler bir film olacak o zaman az sıkıcı olsun ama uzun olsun" demiş ve saatlerce kilitlemiş bizi. Neyse ki diğer filmlerinde rastladığımız Nuri Bilge Ceylan vari "bir manzarayı 10 dakika çekerim, siz de izlersiniz" sahnelerine burada rastlamıyoruz. Bu sebepten sinemada izlemek yerine, evde ara verip verip izlemek en iyisi.
Ne diyordum... Evet yine de izlediğim her filminden etkilendim ben bu adamın... Last days sonrası da sevdik kendisini Emek sinemasında gördüğümüzde. Değişik bir bebek surat karizması, sevimli bir içine kapanıklık... Milk sonrası Sean Penn'den fazlasıyla memnun kalan Sant, İstanbul ziyaretinden de çok etkilendiği için yeni filmi Pera Chronicles'ı ülkemizde çekecekmiş. Sean Penn'e müthiş benzerliğiyle dikkatleri üzerine çeken İrfan Bumin'de başrolde olacakmış. Heyecanla bekliyoruz...

Monday, February 09, 2009

superserious world

Buaralar pek huzursuz ve hayata küs modlarda geziniyorum. Hiçbir insanın, alışverişin, şarkının, filmin, kitabın, çikolatanın ve biranın ruhumu rahata kavuşturmadığı bu zamanlarda bünyemin ihtiyaç duyduğu tek şey yeni bir uzaklaşma planı.Ve ben bu planlara başladığımda hayat da durur adeta. 1 hafta için 5 aylık sabır. Yazıktır çalışan insanoğluna

Wednesday, February 04, 2009

"Oooh life!" she cried
"There must be more!!"

Tuesday, February 03, 2009

yellow submarine birthday cake

26 sene olmuş dünyalı olalı...

Monday, February 02, 2009

Uzansam ve baksam saatlerce...

Wednesday, January 28, 2009

Tuesday, January 20, 2009

Superbad

Konu olarak basit bir teenage filmini fazla aşmasa da tapılası, tekrar tekrar izlenilesi film... Superbad, genel olarak iki lise arkadaşının ayrı üniversitelere gitmeden önce birlikte geçirdikleri son yazı ve kızları tavlamak için yaptıkları şapşal girişimleri ele alıyor. Yine de replikler fazlasıyla dahiyene, oyunculuk süper ve hep sevdiğim gibi fazlasıyla geek.
"He is the sweetest guy. Have you ever looked into his eyes? It was like the first time I heard the Beatles"Superbad'in yazarlarından biri de filmdeki polis rolündeki Seth Rogen. En son Knocked Up'ı yazmış ve oynamıştı. Doğal olarak film boyunca Freaks&Geeks kadrosunun değişmez üyesi Martin Starr'i aradı durdu gözlerim. 10-15 saniyeliğine bile olsa gözüktü. Superbad'in yönetmeni Greg Mottola yeni filmi Adventureland'de Martin Starr'ı bol bol karşımıza çıkaracak. Heyecanla bekliyoruz...

Friday, January 16, 2009

Vicky Christina Barcelona

Dün izledim ve tek kelimeyle bayıldım. Her bir karakterin çok dahiyane bir şekilde oluşturulduğu ve duyguların çok saf ve çok gerçekçi ele alındığı bir film. Bunu yazmak için kadınlardan ve aşktan gerçekten iyi anlamanız gerekiyor. Woody Allen'ı hep sevmişimdir zaten.Javier Bardem (ne desem boş), Penelope Cruz, Scarlett Johansson ve Woody Allen birarada

Thursday, January 15, 2009

Laini Taylor

Henüz kitaplarını okumadım ama fazlasıyla kanımın kaynadığı fantastik çocuk kitabı yazarı ve illustratörü. bkz: http://www.lainitaylor.com/
Son kitabı Lips Touch yurtdışında yayınlanmak üzere. Bizde yazarın kitaplarının çıkıp çıkmayacağı meçhul ama ilgilenenler Laini'nin süper eğlenceli sitesinden kitapları inceleyebilir.
LIPS TOUCH is essentially three tales of supernatural love, each pivoting on a kiss that is no mere kiss, but an action with profound consequences for the kissers' souls…

Goblin Fruit: In Victorian times, goblin men had only to offer young girls sumptuous fruits to tempt them to sell their souls. But what does it take to tempt today's savvy girls?

Spicy Little Curses: A demon and the ambassador to Hell tussle over the soul of a beautiful English girl in India. Matters become complicated when she falls in love and decides to test her curse.

Hatchling: Six days before Esme's fourteenth birthday, her left eye turns from brown to blue. She little suspects what the change heralds, but her small safe life begins to unravel at once. What does the beautiful, fanged man want with her, and how is her fate connected to a mysterious race of demons?

Friday, January 09, 2009

Bir Ayfer klasiği: Türbülans 3


Ben ve yumurtam Begüm bayılırız 3. sınıf leş filmler izlemeye. Bu konudaki utanç tablomuz o kadar uzun bir listedir ki, okumaya ömrünüz yetmez. Leş programlar izlemedeki açlığımızı Digitürk sağolsun gideriyor. Paradise Hotel olsun, Bachelor olsun ağzımızdan salyalar aka aka izliyoruz haftasonları. Leş film konusunda da Show TV bir numara mesela. Özellikle Türbülans 3 isimli (yönetmeninin bile nefret ettiği belli olan) bir filmi 4 kere izledik. Her seferinde yorum yaptık, güldük, metalci adamla dalga geçtik. Leş filmlere de bayılırız, metalcilere de napalım.

Şimdi ki misyonum bu Türbülans'ın ilk 2'sini bulmak. Demek ki izleyen var ki 1 yetmemiş, 2 yetmemiş 3 çekilmiş. Ayfer'ler yalnız değil eheuheBu Manson kılıklı amcam aslında iyi yürekli bir müzisyen. Asıl şeytan onun kılığına giren ve uçağı kaçıran hırsız... Her ne kadar leş olsa da filmin bize öğrettiği önemli bir ders var.
Ön yargılı olmayıp dış güzelliğe değil, iç güzelliğe bakacakmışız
değil mi???

Monday, January 05, 2009

uyuyan adam


İnsanlardan nefret ettiğin anlamına gelmez bu, ne diye onlardan nefret edesin ki? Ne diye kendinden nefret edesin ki? Keşke insan türüne ait olmak, o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi; keşke hayvanlar aleminden çıkıp aşılan o birkaç gülünç adımın bedeli, sözcüklerin, büyük tasarıların, büyük atılımların o dinmek bilmeyen hazımsızlığı olmasaydı! Karşı karşıya getirilebilen başparmaklara, iki ayak üstünde duruşa, omuzlar üzerinde başın yarım dönüşüne fazla ağır bedel bu. Yaşam denen bu kazan, bu fırın, bu ızgara, bu milyarlarca uyarı, kışkırtma, tembih, coşkunluk, bu bitmek bilmeyen baskı ortamı, bu sonsuz üretme, ezme, yutma, engelleri aşma, durmadan ve yeniden baştan yaratma makinesi, senin değersiz varoluşunun her gününü, her saatini yönetmek isteyen bu yumuşak dehşet.


Hasta derecesinde zeki yazarımız Georges Perec lise yıllarında beni türlü derin düşüncelerden çıkaramamıştı. Dün gece tekrar kitapların arasından çıkarıp okumaya kalkıştığımda içim büyüdüyse de yaşlandıkça mutlu taklidi yapmanın hiçbir zararı olmadığını anladım. Tekrar eski kitapların arasına girdi. Yeterli ruh haline bürünürseniz eğer Uyuyan Adam'ın yanı sıra; Şeyler ve Yaşam Kullanma Klavuzu da okunması gerekenlerden.

Monday, December 29, 2008

Dragonheart (bayılmayan düdük olsun)

bekledim bekledim ama sözümün eri olduğumu gösterip fantastik dünyanın en bombastik ama değeri bilinmeyen filmlerinden biri Dragonheart'a yer veriyorum.
Eski şövalye, yeni ejderha avcısı Bowen ile dünyanın son yaşayan ejderhası Draco arasında dostluğu ele alan Dragonheart, 1996 yapımı bir Rob Cohen filmi.
Bowen zamanında kralın oğluna şövalyeliği öğretmiştir ama oğlanın gözünü iktidar savaşı bürür ve öğretmenine ihanet eder. ( Bu yönüyle Anakin-Obiwan benzerliğini görmüyor değiliz tabi. )Bowen herşeye olan inancını kaybeder ve para kazanmak adına kendini ejderha avlamaya adar. Ama karşılacağı ejderha şovalyenin ve bütün bir ülkenin kaderini sonsuza kadar değiştirirecektir...

Ahh yazarken bile fena oluyorum. Kesinlikle izlenmesi gereken, çocukluğuma damgasını vurmuş kült bir film Dragonheart. Komiktir, hüzünlüdür, bilgelik doludur... Özellikle bir sonu vardır ki, hala ne zaman yıldızlara baksam Draco'yu arar gözlerim.


Film ile şovalyelik karizmasında doruk noktasına ulaşmış Denis Quaid ve Sean Connery'nin seslendirmesiyle bilge ejderha Draco

Bowen: And now, Draco, without you, what do we do? Where do we turn?
Draco: [rising] To the stars, Bowen. To the stars.