Wednesday, July 01, 2009

The Wishing Tree


Muhteşem insan Steven Rothery'nin solo çalışması "The Wishing Tree" son zamanlarda dinlediğim en güzel müzik.
Marillion basçısı Pete Trewavas ve peri gibi sesiyle Hannah Stobart da grubu muhteşem kılıyor.

Koyu bir Marillion hayranı olarak "The Wishing Tree"nin 1996 yılında çıkardıkları Carnival of Souls albümünden nasıl haberim yokmuş bir türlü anlamadım.
Geç de olsa 2009 yılında çıkardıkları ikinci albümleri Ostara ile grubu keşfetmek bile bir onur.
Rothery'nin her zamanki gibi yürek dağlayan soloları, Candice Night'ınki kadar büyülü bir sesle buluşuyor... Huzurlu-hüzünlü-derin...

Şarkılarından örnekler için : http://www.myspace.com/thewishingtreeband

Fly adlı şarkısının Marillion konserinde seslendirilmiş versiyonu için ise başlığımızı tıklayalım.

Thursday, June 25, 2009

Office Space (1999)



Gayet güzel bir filmmiş. Özellikle Ferhat Göçer'in kankası ile aynı ismi paylaşan ve bu durumdan ölesiye nefret eden Michael Bolton adlı karakter inanılmazdı... En sevdiğim sahneden:

Samir: No one in this country can ever pronounce my name right. It's not that hard: Na-ghee-na-na-jar. Nagheenanajar.
Michael Bolton: Yeah, well, at least your name isn't Michael Bolton.
Samir: You know, there's nothing wrong with that name.
Michael Bolton: There *was* nothing wrong with it... until I was about twelve years old and that no-talent ass clown became famous and started winning Grammys.
Samir: Hmm... well, why don't you just go by Mike instead of Michael?
Michael Bolton: No way! Why should I change? He's the one who sucks.
-- 

Wednesday, June 24, 2009

Avatar: The Last Airbender


Bu nasıl bir haberdir...
Avatar: The Last Airbender filme çekiliyor.Bir zamanlar saygı duyduğum ama The Lady in the Water ile karizmasını yerle bir etmiş M. Night Shyamalan bu sefer durumu toparlayacağa benziyor.
Trailor'ı izlerken bile heyecanlandım. Airbend efektleri inanılmaz...
(İzlemek için bu yazının başlığına tıklayın, siz de heyecanlanın, siz de inanamayın...)

Avatar'da en tuttuğum karakter Zuko'yu Slamdog Millionaire'deki eleman canlandırıyormuş. Ateş krallığının dengesiz ve karizmatik prensi Zuko'nun buralarda da çok rahat görebileceğim bir tipe uyarlanması pek yazık olmuş. Bakalım, belki de yakıştırırız izlerken...

Tuesday, June 23, 2009

The Bro Code




Okudukça yıkılacağınız, yıkıldıkça okuyacağınız bol testeron yüklü bir kitap... Neredeyse dizinin kendisinden bile eğlenceli. En sevdiğim bölümlerinden biri HOT vs CRAZY şeması. Şöyle bir madde var mesela.
HOT
Likes to sing aloud to Poison songs
CRAZY
Likes to sing aloud about poison


Poison şarkıları nedeniyle HOT olabilme kapasitem varmış ya, ne güzel... Teşekkürler Amerika!
ne garip birşeymiş... görüp yanına gidememek.
sanki koca bir balonun içindeki havayı yutuyorum, hava mideme doluyor, boş ama dolu

Tuesday, June 16, 2009


Konser sezonu açılmışken geçen senenin bütün sıkıntıları silip süpüren etkinliği R.E.M'i tekrar anıyoruz.
Bu senenin konserleri pek bir fos.

Thursday, June 11, 2009

shawn of the dead


deli gibi gülerken, korkmak, şaşırmak ve iğrenmek... gerçekten muhteşem ötesi bir filmmiş...

I stood beneath an orange sky


Bu filmin üzerimde bıraktığı etki bir türlü geçmiyor. Ara ara tekrar izlemeye başlıyorum ve iç çekip "işte tam da olması gerektiği gibi" diyorum. Bazen de otobüste koca güneş gözlüklerimin arkasına saklanmış düşünürken "i-pod shuffle"a bir şarkı düşüyor ve 6 dakikalık şarkıyı üstüste dinleyip saatlerimi geçiriyorum. işte tam da olması gerektiği gibi, monoton ve hareketsiz günün ardından...

Garden State'in muhteşem soundtrack'inden kendinizi doğaya atmak için can çekişeceğiniz huzurlu/hüzünlü bir şarkı
Alexi Murdoch - Orange Sky

Monday, June 01, 2009

2

İki yeni önerimiz var bugün.

Biri Miller Freshtival ismiyle beni hafif irrite etmiş ama önyargılı olmamak adına gittiğim Kuruçeşme'deki elektronik bazlı (evet önyargılı bir insan değilim artık) festivalde izlediğim Friendly Fires...

Bu çocuklar pek bir enerjik, pek bir mutluydu sahnede. Hatta solistleri o kadar mutluydu ki gözlerimizi alamadık uzun süre. Tarzları indie pop'a karıştırılmış hafif elektronik müzik kanımca. Vokal de klasik Indie havasında...
(kafiyeye dikkatinizi çekerim)
http://www.myspace.com/friendlyfiresDiğeri de Avustralyalı müzik gruplarını araştırma takıntısına girdiğim zamanlarda keşfettiğim Powderfinger. Arasıra Nickelback ve Foo Fighters tadında teenage gruplarını dinlemek istediğiniz, lakin utandığınız durumlarda Powderfinger karizmanızı kurtarabilecek cinsten. Müzik olarak da daha kaliteli bir doyum sağlayacağı kesin.
http://www.myspace.com/powderfinger

Thursday, May 21, 2009

Friday, May 15, 2009

Coraline

Uzun zamandır sinemaya gitmemekle yakınan bendeniz, bu akşam Oscar'lara yakışır bir açılışla sinemalara dönüş yapıyorum. (Bu da ne demekse...)
Saygı duyulası yazarımız Neil Gaiman'ın güzide eseri "Coraline" sonunda sinemalara geldi. Üstelik 3 boyutlu, üstelik Nightmare Before Christmas tadında...
Son zamanlarda paralel dünyayla iyice kafayı bozduğum için Coraline karakterine yakınlığım bu film için heyecanımı iyice arttırıyor.Gittiniz ve çok mu beğendiniz. O zaman Coraline'nın çizgi roman tadındaki "graphic novel"ını bir solukta okuyun derim.
Ardından da henüz okuma şerefine ulaşmadığım ama deli gibi merak ettiğim "The Graveyard Book" okunabilir... (bkz: yine Chris Riddell)

Thursday, May 14, 2009

Dwight Schrute bizim ofise gelsin!!



Would I ever leave this company? Look, I'm all about loyalty. In fact, I feel like part of what I'm being paid for here is my loyalty. But if there were somewhere else that valued loyalty more highly, I'm going wherever they value loyalty the most.

Thursday, May 07, 2009

thumbsucker


We have to overcome the idea that everyone is the same.

Thursday, April 30, 2009

Willard ve Onun Bowling Kupaları

Saygı duyulası Beat kuşağı yazarımız Richard Brautigan "Willard ve onun bowling kupaları" adlı kitabıyla tekrar ve tekrar takdirimizi kazandı. Bir, bilemediniz iki günde kolaylıkla bitirebileceğiniz bu kitap; değişik konusu, alışılmışın dışındaki kurgusu ve akıcı diliyle insanı gerçekten etkiliyor.

Beğenirseniz yazarın diğer kitaplarını da koşun alın. Özellikle "Kürtaj" her evde bulunması gerekenlerden...

A Pop-Up Guide To The Galaxy

Sanırım nazara filan inanmıyorum. Aksi taktirde geçen gün sahip olduğum bu dünyalar güzeli pop-up kitabını böyle gelişi güzel afişe etmezdim.
Her sayfasında ayrı ayrı mücizeler içeren "Starwars - pop-up guide to the galaxy" o kadar muhteşem ki sabah uyanır uyanmaz hala yerinde duruyor mu diye kontrol etmeden duramıyorum.
Eğer siz de geceleri Dart Vader ve Luke Skywalker'ı karanlıkta parlayan ışın kılıçları ile savaştırırsanız nerdvana'ya en kısa sürede ulaşırsınız.

Çok mu kıskandınız...
http://www.amazon.com/Star-Wars-Pop-Up-Guide-Galaxy/dp/0439882826/ref=sr_1_1?ie=UTF8&s=books&qid=1241107858&sr=1-1

Monday, April 27, 2009

Blue Ridge Mountains

You're ever welcome with me any time you like, Let's drive to the country side, leave behind some green-eyed look-a-likes, So no one gets worried, no.

Tek bir şarkıda hayatın anlamını ya da o garip derinliği bütün kalbinle hissedersin bazen ve böyle şarkılara rastlamak gerçekten zordur. Uzun zamandır Fleet Foxes dinlerken, bu adamların yaptığı harika müziğe inanmakta zorluk çekiyorum. Kendi hallerindeki bu Seattle'lı indie pop grubunun ülkemize gelmesi neredeyse imkansız. Yine de Starbucks'a ne zaman gitsem fonda şarkılarını duyuyor ve derin derin iç çekiyorum. Starbucks'ın tüketicilerine böyle hizmetler vermesi gerçekten garip...*Tarzlarını "doğaçlama barok harmonik pop" olarak tanımlayan grubun "Sun Giant" ve "Fleet Foxes" adlı hali hazırda bulunan iki albümü var.

Friday, April 24, 2009

F.O.C





Yeni Zelanda'lı olsalar da; içlerinde Türk kanı taşıdıklarına dair çok kuvvetli inançlarım olduğu Jemaine Clement ve Bret McKenzie tek kelimeyle muhteşemler...
Paralel kankalarım +2

Tuesday, April 21, 2009

sağa bak

sağ köşemize iki yeni blogumuz daha eklendi...

Sevgili Datça'lı faremiz Nevzat Günay'dan İngilizcemizi ilerletici, kızlar için arapsaçı teknolojik bir blog : analyse, roll eyes 120° northeast, write, build, share.
Bir de son derece yaratıcı başlığıyla "Noluyo lan"

Yepyeni postlarını bekliyoruz...

geliyooor


beyninizin küçük bir bilgisayar gibi çalıştığı günümüz ofis yaşantısında, eve gidip de internete girmek, ekrana bütün gün baktığın boş bakışları yapıştırmaya devam ettirmek mümkün olmuyor.
iş bu sebepten blog aleminden de uzaklaşmış buldum kendimi, ayıp ettim...

Efenim yukarıdaki fotoğrafta da desteklediğim gibi bendenizi pek sevindiren bir haber bu haftasonu itibariyle günleri saymamı hızlandırıyor.
Temmuz ayı gerçekten bu yılın en en güzel ayı olacak...

4 Temmuz Cumartesi: Dream Theater İstanbul konseri
10 Temmuz Cuma: 1 haftalık ülke topraklarından göç etme eylemi.
20 Temmuz Pazartesi: Tatil dönüşü bunalımını şiddetli ölçüde hissettirmeyecek Deep Purple İstanbul konseri

Bir de Temmuz ayına kadar istenilen kiloya inme ve Ağustos ayında vuku bulacak olası sıkıntıyı en hafif yaralarla atlatma gibi planlar da var...

böyle.

Wednesday, April 08, 2009

Angel Falls

Efendim gezelim, görelim, öğrenelim köşemize hoşgeldiniz. Her ay düzenli olarak dünyamızdan güzide bir mekanın tanıtılacağı yararlı köşemizde ilk durağımız Venezuela - Angel Falls.

Güney Amerika'nın kuzeyinde, Karayip Denizi ve Kuzey Atlas Okyanusu kıyısında ve Kolombiya ile Guyana arasında yer alan "Angel Falls"u ölmeden görmem gereken yerlerim arasına istisnayla ekledim.
Bir insanın görebileceği en muhteşem doğa harikası "Angel Falls" 979 metre yüksekliğiyle, dünyayın en yüksek şelalesi sınıfına giriyor. Şelale o kadar yüksek ki; tepeden akan su güçlü rüzgarların etkisiyle buharlaşıyor ve etrafı bir sis tabakası kaplıyor. Venezuela'da sıkça kullanılan Pemon dilinde buraya "Kerepakupai merú" diyorlar. Yani İngilizce mealiyle "waterfall of the deepest place".
Venezuela'ya nasıl gidebileceğim meçhul ama öğrendim ki burayı görmek için Venezuela'ya gitmek yeterli olamayabiliyormuş. Angels Falls ülkenin ulaşılması zor ormanlarında bulunuyor ve turistik geziler için özel uçak kiralanması ya da tekne seferlerine katılmak gerekiyor. Eğer nehir yeterince yüksek değilse ya da hava bulutsuysa turlara izin vermiyorlar. Yani "çantamı sırtıma alırım, maceraya atılırım" gibi bir şansınız yok. Burayı görmek için turistik bir aktiviteye maruz kalmak zorundasınız. Tekne seferleri için uygun zamanlar Haziran - Aralık arası, uçmak isterseniz de Aralık-Mart aylarını tercih etmeniz gerekiyor.