Friday, November 05, 2010

hate list

Güzel yumurtam üşenmemiş bir "hate list" hazırlamış:

1. ojesi çıkmış tırnaklar
2. yiyip yiyip kilo almayan karılar
3. tanımadığım insanların dokunması
4. vapura vs. binerken iteklenmek
5. çığlık atan şımarık kızlar
6. karanlık havada güneş gözlüğü takılması
7. başka yer yokmuş gibi taşıtlarda insanların kıçımın dibine oturması
8. yoldayken ipod şarjının bitmesi
9. otobüs beklerken sanki hareket amiriymişim gibi insanların bana otobüs sormaları
10. kendi çapımda müziğim ve kitabımla vapurdayken yaşlı insanların darlaması
11. çorapla ıslak yere basmak
12. danışman geçitindeki ıslık çalıp "i love you" diyen maymun

Bu listenin neredeyse hepsine katılmakla beraber bunlardan bağımsız ben de bir "hate list" hazırladım. Bkz:

1- rüyalarını anlatan insanlar.
2-burundan sesli sesli nefes alınması ve bazen bu sesin burunda bir ıslıkla sonlanması
3-telefonda "yanlış numara" dediğinde tek kelime edilmeden çataanng diye telefonun suratına kapanması
4-genizi kaşınan insan evladının çıkardığı domuz sesleri
5-asansörde sigara içen mahluk (lafım sanadır lütfü amca)
6- yaşlı kulağı
7-Sezen Aksu ses tonuna sahip geç kızlarımızın şarkı söyleme eylemleri. (lise travmasıdır) (bir de bunlar Sezen Aksu'ya Sezen derler.)
8- bitmiş akbil sesi (dü-rü-rü)
9- Sunay Akın
10- "sen kilo mu aldın?"


buyrun. siz de yazın...

The Mess of Death

high fidelity

"What came first, the music or the misery? People worry about kids playing with guns, or watching violent videos, that some sort of culture of violence will take them over. Nobody worries about kids listening to thousands, literally thousands of songs about heartbreak, rejection, pain, misery and loss. Did I listen to pop music because I was miserable? Or was I miserable because I listened to pop music?"

Nick Hornby gibi harika bir adamı neden yıllar önce okumaya başlamadım bilmiyorum ama son zamanlarda beni birazcık olsa kurtardığı bir gerçek. İnsanları dinlediği gruplara ve izlediği filmlere göre sınıflandıran bir karakteri kendime deli gibi yakın bulmam ve aslında sonunda "bu kadar da büyütülecek ne var" havasında bir dinginliğe dönüştüğünde de derin bir nefes almam... Anlatamasam da bu kitap, eğer siz de Rob gibiyseniz biraz, o kadar doğru ki...
Rahatça ilk 10 listeme giriyor.
Hatta neredeyse tek bir cümlesiyle; "hayatımı bir Bruce Springsteen şarkısı gibi yaşamak istiyorum."

Wednesday, October 27, 2010

Bruce forever

"Someday we'll look back on this and it will all seem funny."

Thursday, October 21, 2010

"Heard melodies are sweet, but those unheard
    Are sweeter: therefore, ye soft pipes, play on..."


John Keats'in ölmeden önceki son sözleri "vücudumda papatyaların açtığını duyuyorum" olmuş.

Tuesday, October 19, 2010

Monday, October 18, 2010

Vetiver



Vetiver yataktan çıkmak istemeyeceğiniz yağmurlu ve kapalı günlerde iyi geliyor insana. yataktan çok çok uzakta olsanız bile...

favori şarkı: been so long

Sunday, October 17, 2010

Büyüyünce etrafının sevmediğin kelimelerle her gün daha fazla ve daha fazla çevrildiğini görüyorsun. 
Aile ile yapılan sıradan bir akşam yemeğinde defalarca duyacağın kelimeler:
evlilik, kariyer, para,  çocuk, ev, kariyer, kanser, borç, ev, mortgage, kariyer, evlilik, evlilik, evlilik, emeklilik.
ve bunların becerebildiğin bazı kısımlarına karşı geldiğinde "evlenmeyeceğim diyen en erken evlenir" ya da "ben çocuk istemeyen ne insanlar gördüm" gibi kurnaz laflarla çemberin içine zorla itiliyorsun.
sıkıldım...

Friday, October 15, 2010

Bazen hayatım hakkında karar verebilmek için küçük testler uyguluyorum ama bu testlerin sonuçları beni mutlu etmeyince, bunların tamamen saçmalık olduğuna karar verip geri adım atıyorum.Yüzyıllar boyunca insanlık ilerlemeyi nasıl becerebildi, ben neden yerimde kalıyorum anlayabilmiş değilim.

Saturday, September 11, 2010

must we dream our dreams?

Monday, August 09, 2010

acı gerçek

"y is not a catch!"

hiçbir zaman olmamıştı ve hep kendini kandırmıştı zavallı.

Thursday, August 05, 2010

Tuesday, August 03, 2010

oldukça sıkılıyorum ve oldukça sıkıcıyım.  hayat bu şekliyle hiç romantik değil...

Monday, July 26, 2010

dünyanın sonunu getiren şeyin duyarsızlaşma olduğunu savunurken uğruna savaşacak hiçbirşey bulamamak, umurunda olmamak ve yavaş yavaş umurunda olmayan herşeye inancı bir güzel kaybetmek...
yeni nesil gençliğin sorunu ya da daha çok kendimde gördüğüm sorun; daha 20lerindeyken (ne kadar genç   gözüküyorum ama 20lerimde deyince) insan olmaktan bıkıp en sevdiğin hayvanın vücudunda yaşama isteği...
neden insan olmak yerine ormanda yaşayan özgür bir ayı olmak istemeyim ki?

herkes birgün hissettiği hayvana dönüşecek... literally

Thursday, July 22, 2010

It's All Over Now, Baby Blue!


Sokak çocukları senden daha mutlu Dylan

Friday, July 09, 2010

tatile çıkmadan önce hissettiğim bu sinir, stres, anlamsız depresyon niye? bir gece uyurken kısa boylu ve çirkin bir uzaylı geldi, küçük ama bir tonu bile kaldırabilen kudretli elleriyle beni hop diye kaldırıp gemisine kadar götürüp, genlerimle de bir güzel oynadıktan sonra usulca aldığı yere geri bıraktı...
başka açıklaması olamaz yoksa

bozulan gen nasıl tedavi edilir?