Aynı durumu Orta 3 zamanlarında ilk gitarımı aldığımda da hissetmiştim. O zamanlar (hala sağasağlam duran) Yamaha akustik gitarım 50 milyondu, bana dünyanın en pahalı eşyasıymış gibi gelirdi. Gitarı eve götürürken anlamsız şekilde korkmuştum birileri çalar diye... Her gece onu siler ve sabah kalkıp hala yerinde olduğunu görmek için sabırsızlanırdım. Ne zaman gitarımı omzuma takıp gitar kursuna gitsem benden havalısı olmazdı. Saçlarımı da açarım, rock da dinlerim, manyak gitar çalarım (!) altyazısıyla Kadıköy'de yürüyüşlerim şu an hatırlayınca tam bir rezaletti. Ama ben kendimce Marla Singer'dan bile daha cool'dum.
Sonra bu duygu geçti. O uğruna öldüğüm fotoğraf makinemde ve hala taksitlerini ödediğim lap top'ta bile yaşamadım onu. Sanırım bu tarz heyecanları yaşamak için belirli bir yaş sınırının olduğunu düşünürken karşıma çıktı. Uzuuun zamandır arayıp da bulamadığım, elime ilk aldığımda "my precious" diye kendimi kaybettiğim şey Eminönü gibi alakasız bir yerde karşıma çıktı. Hem de sadece 15 YTL'ye...
Onu ne zaman taksam kendimi mutlu hissediyorum. O kadar rahat oluyorum ki kimse benim duvarımı geçemezmiş gibi... Gözlüklerim gözümdeyse Johhny Depp gelse konuşsa bile kekelemezmişim, süper cool davranırmışım gibi geliyor.
Harry Potter'ın görünmezlik pelerini varsa benim de John Lennon gözlüklerim var. Büyü gibi bir şey. Bu durumda hiç kış gelmesin, hep gündüz olsun, dünyada barış olsun ve o gözlük ölene kadar benimle yaşasın istiyorum...
:)









